Çocuğunuzun ilk kez sizden ayrılırken ağladığını görmek, birçok anne ve baba için oldukça zorlayıcı bir deneyimdir.
Kapıdan ayrılırken size sıkıca sarılması, arkanızdan ağlaması ya da “Gitme.” demesi çoğu ebeveynin içini burkar. Hatta bazı aileler bu anlardan sonra kendilerini suçlu hisseder ve “Acaba onu okula göndermek için erken mi davrandım?” diye düşünmeye başlar.
Yıllardır çocuklar ve ailelerle çalışırken şunu çok net gördüm:
Ayrılık kaygısı çoğu zaman bir problem değil, gelişimin doğal bir parçasıdır.
Önemli olan, bu süreci nasıl yönettiğimizdir.
Ayrılık Kaygısı Nedir?
Ayrılık kaygısı, çocuğun kendisini güvende hissettiği kişiden uzak kalacağı düşüncesiyle yaşadığı endişedir.
Özellikle okul öncesi dönemde çocuklar için anne ve baba yalnızca bakım veren kişiler değil, aynı zamanda güven duygusunun merkezidir.
Bu nedenle yeni bir ortama başlamak, tanımadığı yetişkinlerle ve arkadaşlarla bir arada olmak başlangıçta kaygı oluşturabilir.
Bu durum birçok çocukta görülebilir ve çoğunlukla zamanla azalır.
Her Ağlayan Çocuk Okula Hazır Değildir Demek Yanlış Bir Düşüncedir
Velilerden sık duyduğum cümlelerden biri de şudur:
“Sabah çok ağladı. Demek ki henüz hazır değil.”
Oysa bu her zaman doğru değildir.
Bazı çocuklar ilk günlerde yoğun duygular yaşayabilir ancak kısa süre içerisinde öğretmenleriyle oyun oynamaya başlar, arkadaş edinir ve günün geri kalanını keyifle geçirir.
Çocuklar bazen ayrılırken değil, ayrılacaklarını düşündükleri anda daha fazla kaygı yaşarlar.
Bu nedenle okuldan gelen geri bildirimler, sadece sabah vedasına bakmaktan çok daha değerlidir.
Anne ve Babanın Duyguları da Çocuğa Geçer
Çocuklar söylenenlerden çok hissedilenleri fark eder.
Eğer siz ayrılırken çok endişeliyseniz, defalarca geri dönüp sarılıyor veya vedayı uzatıyorsanız, çocuğunuz bunu “Demek ki gerçekten korkulacak bir durum var.” şeklinde yorumlayabilir.
Bu nedenle vedalaşmaların kısa, sevgi dolu ve kararlı olması önemlidir.
“Birazdan geleceğim.”
“Bugün seni almaya geleceğim.”
“Güzel bir gün geçirmeni diliyorum.” gibi güven veren cümleler çoğu zaman uzun açıklamalardan daha etkili olur.
Vedalaşmayı Gizlice Yapmayın
Bazen aileler çocuk ağlamasın diye habersizce okuldan ayrılmayı tercih ediyor.
İyi niyetle yapılan bu davranış, çocuğun güven duygusunu zedeleyebilir.
Çocuk başını kaldırdığında sizi göremediğinde hem şaşkınlık hem de kaygı yaşayabilir.
Bunun yerine mutlaka vedalaşın.
Kısa ama sıcak bir vedalaşma, çocuğun zamanla bu rutine alışmasına yardımcı olur.
Öğretmen ve Aile Aynı Dili Konuşmalı
Uyum sürecinde en önemli destek, aile ve öğretmenin birlikte hareket etmesidir.
Evde farklı, okulda farklı mesajlar verilmesi çocuğun kafasını karıştırabilir.
Bu nedenle öğretmeninizin önerilerini dikkate almak ve süreci birlikte yönetmek büyük önem taşır.
Unutmayın, çocuklar en çok tutarlı yetişkinlerle birlikte olduklarında kendilerini güvende hissederler.
Her Çocuğun Süreci Kendine Özeldir
Bazı çocuklar ilk gün hiç ağlamaz.
Bazıları ise birkaç hafta boyunca vedalaşırken zorlanabilir.
Bu iki durum da tek başına bir şey ifade etmez.
Önemli olan, çocuğun zaman içerisinde okul ortamında kendini güvende hissetmeye başlamasıdır.
Kendi çocuğunuzu başka çocuklarla kıyaslamayın.
Her çocuğun mizacı, deneyimleri ve uyum süreci birbirinden farklıdır.
Anne ve Babalara Küçük Bir Hatırlatma
Çocuklarımız büyürken birçok “ilk” yaşarız.
İlk adım…
İlk kelime…
İlk arkadaş…
Ve ilk okul günü…
Bunların her biri hem çocuklar hem de ebeveynler için yeni bir başlangıçtır.
Çocuğunuzun kaygısını tamamen ortadan kaldırmanız mümkün olmayabilir. Ancak ona güven veren, yanında olduğunuzu hissettiren ve sabırla yaklaşan bir ebeveyn olmanız, bu süreci çok daha kolay atlatmasına yardımcı olacaktır.
Son Söz
Ayrılık kaygısı çoğu zaman geçicidir.
Çocuklar; kendilerini güvende hissettikleri, sevgiyle karşılandıkları ve oyun oynayarak öğrenebildikleri ortamlara zamanla uyum sağlarlar.
Sabırlı olmak, çocuğun duygularını anlamaya çalışmak ve sürece güvenmek bu yolculuğun en önemli parçalarıdır.
Unutmayın; bazen çocuklarımızın en çok ihtiyaç duyduğu şey, tüm kaygılarının hemen çözülmesi değil, o kaygıları yaşarken yanında güvenle durabileceği bir yetişkinin varlığıdır.
Çünkü çocukluk, yalnızca büyümek değil; sevildiğini hissederek büyümektir.
O’na mutlu bir çocukluk armağan edin.
Psikolog Gamze Aktan Yozgat
