Tabii. İlk planımıza göre 6. haftanın konusu “Çocuklarda Arkadaşlık Kurma Becerileri Nasıl Geliştirilir?” idi. Bence konuyu değiştirmeyelim; çünkü önceki yazılardan sonra doğal bir devam oluşturuyor ve bu kez okul öncesi dönemin sosyal tarafına geçiyoruz.

Bu yazıda özellikle “paylaşmıyor”, “arkadaşına vuruyor”, “oyuna katılmıyor”, “hep tek başına oynuyor” gibi ailelerin günlük hayatta gerçekten karşılaştıkları durumları ele almak istiyorum. Ayrıca arkadaşlık kurmanın doğuştan gelen bir özellik değil, zamanla ve deneyimle gelişen bir beceri olduğu ana fikrini taşıyalım.

Anne babaların çocuklarıyla ilgili en çok önemsedikleri konulardan biri arkadaşlıklarıdır.

“Arkadaşlarıyla oynuyor mu?”

“Gruba katılabiliyor mu?”

“Paylaşmayı öğrendi mi?”

“Okulda arkadaşı var mı?”

Bazen okuldan eve gelen bir çocuğa daha kapıdan girer girmez sorduğumuz ilk soru bile “Bugün kiminle oynadın?” olabiliyor.

Çünkü çocuğumuzun arkadaşları tarafından sevildiğini, kabul edildiğini ve bir grubun parçası olduğunu bilmek bizi rahatlatıyor.

Ancak burada zaman zaman unuttuğumuz bir şey var:

Arkadaşlık kurmak çocukların zaten bilerek dünyaya geldikleri bir özellik değil, zaman içerisinde öğrendikleri bir beceridir.

Tıpkı konuşmak, yemek yemek veya giyinmek gibi sosyal ilişkiler kurmayı da deneyimleyerek öğrenirler.

“Neden Arkadaşlarıyla Oynamıyor?”

Özellikle okulun ilk dönemlerinde ailelerden bu soruyu sık duyabiliyorum.

Çocuk sınıfa giriyor ama hemen diğer çocukların oyununa katılmıyor. Bir köşede kendi başına oynuyor ya da uzun süre arkadaşlarını izliyor.

Aile de doğal olarak endişeleniyor.

Oysa bir çocuğun tek başına oynaması her zaman bir problem olduğu anlamına gelmez.

Özellikle küçük yaşlarda çocuklar önce yan yana oynayabilirler. Aynı masada iki çocuk bulunur, benzer oyuncaklarla oynarlar ama aslında birbirleriyle çok az iletişim kurarlar.

Zaman içerisinde birbirlerini daha fazla fark etmeye, oyunlarına dahil etmeye ve birlikte oyun kurmaya başlarlar.

Bazı çocuklar bunu çok hızlı yapar.

Bazıları ise önce ortamı izlemek ister.

Çocuğun mizacı da burada oldukça önemlidir.

Bu nedenle sosyal olmak ile “hemen herkesle arkadaş olmak” kavramlarını birbirine karıştırmamak gerekir.

Arkadaşlık Bazen Bir Oyuncakla Başlar

Çocukların arkadaşlıklarının nasıl başladığını izlemek bana her zaman çok doğal ve güzel gelir.

Yetişkinler gibi kendilerini tanıtıp ortak ilgi alanlarından konuşmazlar.

Bazen iki çocuk aynı arabayı ister.

Bazen biri diğerinin yaptığı kuleye bir parça ekler.

Bazen bahçede biri koşmaya başlar ve diğeri peşinden gider.

Bir bakmışsınız oyun başlamış.

Çünkü çocukların en güçlü iletişim araçlarından biri oyundur.

Bu nedenle çocukların sosyal becerilerini geliştirmek istiyorsak onlara başka çocuklarla özgürce oyun oynayabilecekleri zaman ve alan vermemiz gerekir.

Her oyunu yetişkinlerin yönetmesine ihtiyaç yoktur.

Çocukların kendi ilişkilerini kurabilecekleri alanlara da ihtiyaçları vardır.

“Ama Hiç Paylaşmıyor…”

Paylaşma konusu sanırım arkadaşlıklarla ilgili ailelerden en sık duyduğum endişelerden biri.

Çocuğumuz oyuncağını vermediğinde hemen:

“Hadi arkadaşınla paylaş.”

diyoruz.

Paylaşmak elbette önemli bir sosyal beceridir. Ancak özellikle küçük yaşlarda çocuğun sahiplik duygusunun oldukça güçlü olabileceğini de unutmamak gerekir.

Bir çocuğun en sevdiği oyuncağını başka bir çocuğa vermek istememesi, onun bencil olduğu anlamına gelmez.

Paylaşmak da zaman içerisinde öğrenilir.

Üstelik paylaşmayı öğretmenin yolu her zaman çocuğu paylaşmaya zorlamak değildir.

Bazen sırayla kullanmayı öğretmek daha anlamlıdır.

“Şimdi sen oynuyorsun, bitirdiğinde arkadaşın oynayabilir.” gibi bir yaklaşım çocuğun hem kendi sınırının korunduğunu hissetmesine hem de karşısındaki kişinin ihtiyacını fark etmesine yardımcı olur.

Anlaşmazlıklar da Arkadaşlığın Bir Parçasıdır

İki çocuk arkadaş olduğunda sürekli uyum içerisinde oynayacaklarını düşünmek gerçekçi değildir.

Aynı oyuncağı isteyebilirler.

Oyunun nasıl oynanacağı konusunda anlaşamayabilirler.

Birbirlerine kızabilirler.

Hatta bazen “Sen artık benim arkadaşım değilsin!” bile diyebilirler.

Bunlar yetişkin kulağına oldukça büyük cümleler gibi gelebilir.

Çocuk dünyasında ise birkaç dakika sonra aynı iki çocuğun yeniden yan yana oyun oynadığını görebiliriz.

Her anlaşmazlıkta hemen devreye girip problemi çocukların yerine çözmek yerine, güvenli olduğu sürece onlara küçük sorunlarını çözebilecekleri alan bırakmak değerlidir.

“İkiniz de aynı oyuncağı istiyorsunuz. Sizce ne yapabiliriz?” gibi bir soru, çözümü yetişkinin vermesi yerine çocukları düşünmeye davet eder.

Çünkü problem çözmeyi öğrenmenin yolu, hiç problem yaşamamak değildir.

Çocuğumuz Arkadaşına Vurduğunda Ne Yapmalıyız?

Bu konu aileler için daha zorlayıcı olabiliyor.

Özellikle küçük çocuklar yoğun bir duyguyu henüz kelimelerle ifade edemediklerinde vurmak, itmek veya oyuncağı çekmek gibi davranışlar gösterebilirler.

Burada davranışı görmezden gelmemek gerekir.

Ama çocuğu “kötü”, “yaramaz” veya “agresif” olarak etiketlemek de çözüm değildir.

Sınırımız net olabilir:

“Kızabilirsin ama arkadaşına vuramazsın.”

Ardından çocuğa kullanabileceği başka bir yol gösterebiliriz:

“İstemediğinde ‘hayır’ diyebilirsin.”

“Sıra sende olduğunda söyleyebilirsin.”

“Yardıma ihtiyacın varsa öğretmeninden isteyebilirsin.”

Çocukların duygularını kontrol etmeyi öğrenmeleri zaman alır.

Bizim görevimiz duyguyu yasaklamak değil, o duyguyla ne yapabileceğini öğretmektir.

Çocuklarımız Bizi İzliyor

Sosyal becerileri yalnızca çocuklara söylediklerimizle öğretmiyoruz.

Onlara gösteriyoruz.

Evde birbirimizle nasıl konuştuğumuz…

Bir anlaşmazlık yaşadığımızda nasıl davrandığımız…

Özür dileyip dilemediğimiz…

Bir başkasını dinleyip dinlemediğimiz…

Çocuk bütün bunları izliyor.

Bir çocuğa “Arkadaşını dinlemelisin.” deyip o konuşurken sürekli sözünü kesiyorsak, verdiğimiz mesajın çok güçlü olduğunu söyleyemeyiz.

Çocuklar sosyal ilişkileri büyük ölçüde çevrelerindeki yetişkinleri gözlemleyerek öğrenirler.

Bu nedenle bazen çocuğumuzun davranışını değiştirmeye çalışmadan önce kendi iletişim biçimimize bakmak da faydalı olabilir.

Her Çocuğun Çok Arkadaşı Olmak Zorunda Değildir

Bence ailelerin kendilerine zaman zaman hatırlatmaları gereken önemli bir konu da bu.

Sosyal açıdan başarılı bir çocuk demek, sınıftaki herkesle arkadaş olan çocuk demek değildir.

Bazı çocuklar kalabalık gruplardan hoşlanır.

Bazıları ise bir veya iki yakın arkadaşla daha güçlü ilişkiler kurar.

Her ikisi de sağlıklı olabilir.

Çocuğumuzun kişiliğini değiştirmeye çalışmak yerine, kendisini rahat hissettiği biçimde sağlıklı ilişkiler kurmasına yardımcı olmak daha değerlidir.

Önemli olan arkadaş sayısı değil; çocuğun ilişki kurabilmesi, kendisini ifade edebilmesi, karşısındaki kişiyi fark edebilmesi ve gerektiğinde sınır koyabilmesidir.

Okul Öncesi Dönem Neden Bu Kadar Önemli?

Anaokulu çocuklara yalnızca aynı yaş grubundaki çocuklarla bir arada olma fırsatı sunmaz.

Her gün yeniden karşılaşırlar.

Birlikte oyun kurarlar.

Bazen anlaşırlar, bazen anlaşamazlar.

Sıra beklerler.

Paylaşırlar.

Kızarlar.

Barışırlar.

Birbirlerini özlerler.

Ve bütün bu küçük deneyimlerin içerisinde sosyal ilişkileri öğrenirler.

Bu yüzden okul öncesi dönemde arkadaşlıkları yalnızca “Çocuğumun arkadaşı var mı?” sorusuyla değerlendirmemek gerekir.

Asıl önemli olan, çocuğun ilişki kurmayı öğreniyor olmasıdır.

Son Söz

Çocuğumuzun arkadaşlık ilişkilerini izlerken bazen biraz sabırlı olmamız gerekiyor.

Hemen oyuna katılmaması…

Oyuncağını paylaşmak istememesi…

Bir arkadaşıyla tartışması…

Ya da bazen yalnız oynamayı tercih etmesi…

Tek başına çocuğun sosyal gelişiminde bir problem olduğu anlamına gelmez.

Çocuklarımız arkadaşlığı yaşayarak öğrenirler.

Biz yetişkinlerin görevi ise her ilişkiyi onlar adına yönetmek değil; ihtiyaç duyduklarında yanlarında olmak, doğru davranışlara model olmak ve kendi sosyal dünyalarını kurabilecekleri güvenli alanlar yaratmaktır.

Çünkü çocuklukta kurulan bir arkadaşlık bazen birlikte oynanan küçücük bir oyunla başlar.

Sonra paylaşmayı, dinlemeyi, kendini anlatmayı, anlaşmayı ve gerektiğinde yeniden barışmayı öğretir.

Ve belki de çocuklarımızın arkadaşlarından öğrendiği en güzel şeylerden biri şudur:

Hayat, başkalarıyla paylaştıkça biraz daha güzelleşir.

O’na mutlu bir çocukluk armağan edin.

Psikolog Gamze Aktan Yozgat