Çocuklar Neden Oyun Oynayarak Daha İyi Öğrenir?

Bazen anne babalardan şöyle bir cümle duyuyorum:

“Bütün gün oyun oynuyor ama biraz da bir şeyler öğrense…”

Aslında bu cümlenin içinde okul öncesi dönemle ilgili çok yaygın bir yanılgı var.

Çünkü küçük bir çocuk için oyun ile öğrenme birbirinden ayrı iki şey değildir.

Çocuk oyun oynarken öğrenir.

Hatta çoğu zaman bizim öğretmeye çalıştığımız birçok şeyi, kendi kurduğu bir oyunun içerisinde çok daha doğal biçimde deneyimler.

Bir çocuk için oyun yalnızca eğlenmek değildir. Dünyayı anlamanın, başkalarıyla ilişki kurmanın, sınırlarını keşfetmenin ve yeni beceriler kazanmanın en doğal yollarından biridir.

Bir Kule Yaparken Aslında Ne Öğreniyor?

Bir çocuğun önüne birkaç tahta blok koyduğumuzu düşünelim.

Blokları üst üste diziyor.

Kule devriliyor.

Tekrar yapıyor.

Yine devriliyor.

Sonra daha büyük parçaları alta koymayı deniyor.

Bu sırada dışarıdan baktığımızda yalnızca oyun oynayan bir çocuk görüyoruz.

Oysa çocuk aynı anda dengeyi keşfediyor, neden-sonuç ilişkisi kuruyor, problem çözüyor, hayal kırıklığıyla baş etmeyi öğreniyor ve yeniden denemeyi deneyimliyor.

Üstelik bunların hiçbirini ona uzun uzun anlatmamız gerekmiyor.

Oyun, çocuğa deneyerek öğrenme fırsatı veriyor.

Oyun Çocukların Sosyal Dünyasıdır

Çocukların oyunlarını izlemek bana her zaman çok şey anlatır.

Bir grup çocuk birlikte oyun kurmaya başladığında aslında küçük bir sosyal dünya oluştururlar.

“Bunu ben alabilir miyim?”

“Şimdi sıra bende.”

“Sen doktor ol, ben hasta olayım.”

“Hayır, ben de oynamak istiyorum.”

Bütün bu küçük konuşmaların içerisinde paylaşmak, beklemek, anlaşmak, itiraz etmek, kendini ifade etmek ve bazen uzlaşmak vardır.

Arkadaşlık becerileri de tam olarak böyle gelişir.

Çocuklar sosyal ilişkileri yalnızca yetişkinlerin anlattığı kurallarla değil, başka çocuklarla yaşayarak öğrenirler.

Hayal Gücü de Bir Gelişim Alanıdır

Bir karton kutu bazen araba olur.

Bir sandalye tren…

Bahçedeki birkaç taş yemek…

Bir çubuk ise sihirli değnek.

Çocukların bir nesneye bakıp onun gerçekte olduğundan tamamen farklı bir şey olduğunu hayal edebilmesi çok kıymetlidir.

Çünkü hayal gücü yalnızca yaratıcılıkla ilgili değildir.

Çocuk farklı ihtimalleri düşünmeyi, zihninde senaryolar oluşturmayı ve bir probleme birden fazla çözüm bulmayı da bu süreçte geliştirir.

Bu nedenle çocukların oyunlarını sürekli yönlendirmek yerine zaman zaman oyunun kontrolünü tamamen onlara bırakmak gerekir.

Her Dakikayı Planlamak Zorunda Değiliz

Günümüzde çocukların programları bazen yetişkinlerin programlarından bile daha yoğun olabiliyor.

Okul, spor, müzik, yabancı dil, çeşitli etkinlikler…

Bunların hepsi doğru şekilde planlandığında elbette çocuğun gelişimine katkı sağlayabilir.

Ancak çocukların serbest zamana da ihtiyacı vardır.

Ne oynayacağına yetişkinin karar vermediği, önünde tamamlaması gereken bir çalışma olmadığı ve kendi oyununu kendisinin kurabildiği zamanlardan bahsediyorum.

Çünkü çocuk ne yapacağına kendisi karar verdiğinde planlama yapar, seçim yapar ve kendi ilgilerinin peşinden gider.

Bazen “sıkıldım” demesi bile kötü bir şey değildir.

Hemen önüne yeni bir etkinlik koymak yerine biraz beklediğimizde, çoğu çocuk bir süre sonra kendi oyununu yaratmaya başlar.

Oyun Duyguları Anlamanın da Bir Yoludur

Çocuklar her zaman yaşadıkları duyguları bizim gibi kelimelere dökemezler.

Bazen onları oyunlarında anlatırlar.

Oyuncak bebeğini okula götüren bir çocuk kendi okul deneyimini canlandırıyor olabilir.

Doktorculuk oynayan bir çocuk daha önce yaşadığı bir doktor ziyaretini anlamlandırmaya çalışıyor olabilir.

Bir oyuncağını azarlarken yetişkinlerden duyduğu bir iletişim biçimini tekrar ediyor olabilir.

Bu nedenle oyun, yetişkinler için de çocuğun dünyasına açılan küçük bir pencere gibidir.

Bazen çocuğumuza sürekli soru sormak yerine onun oyununu izlemek bize çok daha fazla şey anlatabilir.

Peki Anne Babalar Oyuna Nasıl Dahil Olmalı?

Burada sık karşılaştığım başka bir soru var:

“Çocuğumla oynarken ne yapmalıyım?”

Her oyunu eğitici bir etkinliğe dönüştürmek zorunda değilsiniz.

Hatta bazen yapabileceğiniz en güzel şey, çocuğunuzun kurduğu oyuna onun kurallarıyla katılmaktır.

Bırakın size hangi rolü oynayacağınızı o söylesin.

Bazen doktor olun, bazen müşteri, bazen de size verilen küçücük oyuncak fincandan defalarca hayali çay için.

Çünkü çocuk için önemli olan oyunun ne kadar yaratıcı olduğu değil, sizin o anda gerçekten onunla birlikte olmanızdır.

Okul Öncesi Eğitimde Oyunun Yeri

Okul öncesi dönemde öğrenmenin çocuğun gelişim özelliklerine uygun olması gerektiğini düşünüyorum.

Bu nedenle oyun; öğrenmeden sonra verilen bir ödül değil, öğrenme sürecinin kendisinin bir parçasıdır.

Çocukların hareket etmelerine, merak etmelerine, soru sormalarına, denemelerine ve bazen hata yapmalarına alan açtığımızda öğrenme çok daha doğal hale gelir.

Çünkü küçük çocuklar dünyayı yalnızca dinleyerek değil; dokunarak, hareket ederek ve yaşayarak tanırlar.

Son Söz

Çocuğunuz bir gün size “Bugün hiçbir şey yapmadım, sadece oyun oynadım.” derse belki de o gün düşündüğünüzden çok daha fazla şey yapmıştır.

Bir problem çözmüş olabilir.

Yeni bir arkadaş edinmiş olabilir.

Kaybetmeyi deneyimlemiş, yeniden başlamış, bir hikâye yaratmış ya da daha önce hiç düşünmediği bir şeyi keşfetmiş olabilir.

Biz yetişkinlerin görevi çocukluğu mümkün olduğunca çok etkinlikle doldurmak değil; çocukların merak edebilecekleri, keşfedebilecekleri ve oyun oynayabilecekleri alanlar yaratmaktır.

Çünkü bazen bir çocuğun en ciddi işi, bizim yalnızca “oyun” olarak gördüğümüz şeydir.

Ve çocukluk biraz da özgürce oynayabilmek, keşfetmek ve bütün bunları yaparken mutlu olabilmektir.

O’na mutlu bir çocukluk armağan edin.

Psikolog Gamze Aktan Yozgat