Ailelerden yabancı dil konusunda çok farklı sorular duyuyorum.
“İngilizceye kaç yaşında başlamalı?”
“Önce Türkçesi biraz daha gelişsin, sonra İngilizceye geçsek daha mı doğru?”
“İki dili aynı anda duymak kafasını karıştırır mı?”
Bir de bazen şöyle bir beklentiyle karşılaşıyorum:
“İngilizce eğitimi alıyor ama neden hâlâ bizimle İngilizce konuşmuyor?”
Aslında bütün bu sorular bizi önemli bir noktaya getiriyor.
Küçük çocukların yabancı dil öğrenme biçimi, bizim yetişkinlikte bir yabancı dili öğrenme biçimimizden oldukça farklıdır. Üstelik 2 yaşındaki bir çocukla 4 ya da 5 yaşındaki bir çocuğun dil gelişimindeki ihtiyaçları da aynı değildir.
Bu nedenle erken yaşta yabancı dil konusunda benim için önemli olan, mümkün olduğunca erken ve yoğun bir şekilde ikinci dil öğretmeye çalışmak değil; çocuğun yaşına, ana dil gelişimine ve bireysel ihtiyaçlarına uygun bir dil ortamı oluşturabilmektir.
Önce Ana Dil Gelişimini Unutmamak Gerekir
Özellikle 2 yaş civarında çocukların ana dillerindeki gelişimleri bizim için çok kıymetlidir.
Bu dönem; kelime dağarcığının geliştiği, çocuğun ihtiyaçlarını daha fazla ifade etmeye başladığı ve çevresiyle kurduğu iletişimin hızla zenginleştiği bir dönemdir.
Bu nedenle çok küçük yaşlarda yabancı dil konusunda acele etmek yerine çocuğun ana dilinde kendisini ifade edebilmesini, iletişim kurmasını ve dil gelişiminin doğal olarak desteklenmesini önemsiyorum.
Bu, çocuğun başka bir dili hiç duymaması gerektiği anlamına gelmez. Şarkılar, oyunlar veya günlük yaşam içerisinde farklı bir dille karşılaşabilir.
Ancak burada hedef çocuğa mümkün olduğunca fazla İngilizce öğretmek değil; öncelikle içinde bulunduğu gelişim döneminin ihtiyaçlarına cevap vermektir.
Çocuk biraz büyüdükçe ve dil dünyası zenginleştikçe ikinci dille kurduğu ilişki de doğal olarak genişleyebilir.
İki Dil Çocuğun Kafasını Karıştırır mı?
Bu belki de ailelerden en sık duyduğum endişelerden biri.
Çocuklar birden fazla dili birbirinden ayırt edebilecek bir öğrenme kapasitesine sahiptir.
Bazen iki dili aynı cümle içerisinde kullanabilirler.
Bir nesnenin Türkçe ismini bildikleri halde İngilizcesini söyleyebilir veya tam tersini yapabilirler.
Bu durum tek başına çocuğun kafasının karıştığı anlamına gelmez.
Çocuk o anda sahip olduğu dil bilgisinin tamamını kullanarak iletişim kuruyordur.
Zamanla hangi dili, hangi kişiyle ve hangi ortamda kullanacağını çok daha iyi ayırt etmeye başlar.
İkinci Dil Konuşmayı Geciktirir mi?
Burada özellikle dikkatli olmak gerekiyor.
Çünkü bir çocuğun konuşması yaşıtlarından daha geç geliştiğinde bazen bunun nedeni olarak ikinci dil gösterilebiliyor.
Ancak birden fazla dile maruz kalmanın tek başına dil gecikmesine neden olduğunu söylemek doğru değildir.
Her çocuğun dil gelişimi farklı bir hızda ilerleyebilir.
Üstelik birden fazla dil kullanan bir çocuğun dil becerilerini değerlendirirken yalnızca dillerden birinde bildiği kelimelere bakmak da yanıltıcı olabilir.
Eğer çocuğun dil gelişimi konusunda gerçek bir endişe varsa bunu yalnızca yabancı dile bağlamak yerine çocuğun genel gelişimini değerlendirmek ve gerektiğinde bir uzmana danışmak daha doğru olacaktır.
Çocuklar Önce Dinler
Bence yabancı dil öğrenirken yetişkinlerin en çok sabırsızlandığı noktalardan biri burası.
Çocuğa İngilizce bir şey söylüyoruz ve hemen cevap vermesini bekliyoruz.
“Come here ne demek?”
“Apple neydi?”
“Hadi öğretmenine öğrendiğin İngilizce şarkıyı söyle.”
Çocuk cevap vermeyince de öğrenmediğini düşünüyoruz.
Oysa çocuklarda dil gelişiminin önemli bir bölümü önce dinleyerek gerçekleşir.
Çocuk bir kelimeyi defalarca duyabilir.
Ne anlama geldiğini anlamaya başlayabilir.
Söylediğiniz yönergeyi yerine getirebilir.
Ama o kelimeyi kendisi henüz kullanmayabilir.
Bu, öğrenmediği anlamına gelmez.
Bazen çocukların bildiklerini göstermeleri için onları sürekli sınamak yerine, dili yaşamalarına biraz zaman tanımamız gerekir.
Yabancı Dil Ders Olmaktan Çıktığında…
Çocukların yaşları ilerledikçe ikinci dille daha yoğun ve doğal bir ilişki kurmaları mümkün hale gelir.
Bir çocuğa haftada belirli bir süre İngilizce kelimeler öğretmekle, o dili günlük yaşam içerisinde düzenli olarak duymasını sağlamak aynı deneyim değildir.
Küçük çocuklar dili bağlam içerisinde çok daha doğal anlamlandırırlar.
Örneğin öğretmeni her gün oyun bittikten sonra aynı İngilizce ifadeyi kullanıyorsa çocuk bir süre sonra cümlenin içerisindeki her kelimenin Türkçe karşılığını bilmese bile ne söylendiğini anlamaya başlayabilir.
Çünkü hareketi, ortamı, öğretmenin ses tonunu ve tekrar eden rutini bir arada değerlendirir.
Dil artık ezberlenecek kelimelerden oluşmaz.
Bir iletişim aracına dönüşür.
Bu nedenle çocuğun gelişim dönemi uygun olduğunda yabancı dili yalnızca “İngilizce dersi” sırasında değil, günlük yaşamın farklı anlarında duyması çok daha doğal bir öğrenme deneyimi yaratabilir.
Oyun, Şarkı ve Günlük Rutinler Neden Bu Kadar Etkili?
Bir yetişkine on yeni yabancı kelime verip ezberlemesini isteyebilirsiniz.
Çocuklarda ise çok daha doğal yollarımız var.
Oyun oynayabiliriz.
Şarkı söyleyebiliriz.
Hareket edebiliriz.
Bir hikâye okuyabiliriz.
Birlikte yemek yiyebiliriz.
Bahçede gördüğümüz bir şey hakkında konuşabiliriz.
Çünkü çocuk kelimeyi yalnızca duymuyor; onu bir deneyimle eşleştiriyor.
“Jump” kelimesini bir kartın üzerinde görmek yerine gerçekten zıplarken duyduğunda, kelimenin anlamı onun için çok daha somut hale geliyor.
Üstelik eğlenirken “Şu anda yabancı dil öğreniyorum.” diye düşünmüyor.
Sadece hayatını yaşıyor.
Bence okul öncesi dönemde yabancı dille kurulan ilişkinin en güzel taraflarından biri de bu.
Evde Anne Babalar İngilizce Konuşmalı mı?
Bu soruyu da sık duyuyorum.
Burada ailelere kendilerini zorlamamalarını öneriyorum.
Çocuğun özellikle ilk yıllarında anne babasıyla kurduğu zengin ana dil iletişimi çok kıymetlidir.
Birlikte sohbet etmek, kitap okumak, sorularına cevap vermek ve yaşadıklarını konuşmak dil gelişiminin en doğal destekçilerindendir.
Eğer İngilizce sizin doğal olarak ve rahatlıkla kullandığınız bir dilse elbette çocuğunuzla konuşabilirsiniz.
Ancak kendinizi Türkçede daha rahat ifade ediyorsanız, yalnızca “İngilizce öğrensin” düşüncesiyle aranızdaki doğal iletişimi başka bir dile çevirmek zorunda değilsiniz.
İsterseniz birlikte İngilizce şarkılar dinleyebilir, yaşına uygun kitaplara bakabilir veya çocuğun zaten aşina olduğu bazı ifadeleri oyun içerisinde kullanabilirsiniz.
Ama bütün bunları bir derse dönüştürmemek önemli.
Çünkü çocuğun anne babasıyla geçirdiği her anın “eğitici” olması gerekmiyor.
“Ne Zaman İngilizce Konuşmaya Başlayacak?”
Bunun kesin bir cevabı yok.
Bazı çocuklar duydukları yeni kelimeleri hemen kullanmayı severler.
Bazıları ise uzun süre dinler ve daha sonra konuşmaya başlar.
Bazı çocuklar okulda İngilizce konuşur ama evde konuşmak istemez.
Hatta öğretmeniyle rahatlıkla kullandığı bir ifadeyi anne babası istediğinde söylemeyebilir.
Bu da oldukça anlaşılır bir durumdur.
Çünkü çocuk için dil yalnızca bilgi değil; aynı zamanda ilişki ve ortamla bağlantılıdır.
Bu nedenle yabancı dil gelişimini çocuğa sürekli;
“Bana İngilizce bir şey söyle.” diyerek ölçmeye çalışmak yerine, zaman içerisinde dili ne kadar anladığını ve doğal olarak kullanmaya başlayıp başlamadığını gözlemlemek daha anlamlıdır.
Çilek’te Dil Yaklaşımımız
Çilek Anaokulu’nda da dil yaklaşımımızı çocuklarımızın yaş ve gelişim dönemlerine göre şekillendiriyoruz.
2 yaş grubumuzda önceliğimiz çocuklarımızın ana dil gelişimini desteklemek. Bu yaşta çocukların Türkçede kendilerini ifade etmeleri, öğretmenleriyle güvenli iletişim kurmaları ve dil becerilerini günlük yaşam içerisinde geliştirmeleri bizim için daha ön planda.
Çocuklarımız ilerleyen yaş gruplarına geçtiklerinde ise dil ortamı da genişliyor.
Gruplarımızda Türk öğretmenlerimiz ve native İngilizce öğretmenlerimiz gün boyunca çocuklarımızla birlikte oluyor. Böylece Türkçe ve İngilizce, birbirinden tamamen ayrılmış dersler olarak değil, günlük okul yaşamının içerisinde doğal biçimde karşılaşılan iki dil haline geliyor.
İngilizce yalnızca belirli bir saatte öğrenilen kelimelerden oluşmuyor; oyun oynarken, etkinlik yaparken, bir şey isterken veya günlük rutinleri yaşarken kullanılan bir iletişim aracına dönüşüyor.
Çocuklarımız ayrıca ilerleyen yaşlarda ikinci yabancı dil olarak İspanyolcayla da tanışıyorlar.
Buradaki amacımız çocuklardan küçük yaşta kusursuz şekilde yabancı dil konuşmalarını beklemek değil.
Önce kendi dillerinde sağlam bir iletişim dünyası kurmalarını; ardından farklı dillerle doğal, rahat ve merak dolu bir ilişki geliştirmelerini desteklemek istiyoruz.
Son Söz
Çocuklarımızın yabancı dil öğrenmesini isterken bazen sonuca çok hızlı ulaşmak istiyoruz.
Kaç kelime biliyor?
Cümle kurabiliyor mu?
İngilizce sayabiliyor mu?
Oysa okul öncesi dönemde dil gelişimini bir yarışa dönüştürmemek gerekiyor.
Her yaşın ihtiyacı farklı.
Bazen önceliğimiz çocuğun kendi dilinde dünyasını anlatabilmesi, bazen de dünyasında yeni bir dile yer açabilmesi.
Önemli olan çocuğun gelişimini acele ettirmeden, yaşına uygun zamanda ve doğal deneyimlerle desteklemek.
Çünkü dil yalnızca kelimeler öğrenmek değildir.
İletişim kurmak, anlamak, anlatmak ve başka bir insanla bağ kurabilmektir.
Çocuklarımız önce kendilerini ifade edebilecekleri güvenli bir dünyaya ihtiyaç duyarlar. O dünya genişledikçe yeni kelimeler, yeni insanlar ve yeni diller de onun doğal bir parçası olabilir.
Ve bütün bu yolculuk boyunca en değerli şey, öğrenme meraklarını ve mutluluklarını koruyabilmektir.
O’na mutlu bir çocukluk armağan edin.
Psikolog Gamze Aktan Yozgat
